|
Öyle
bir okul olsa ki, hem Kur’ an ve din okunsa, hem de öbür dersler...
Ve bu hayali 1953 yılında gerçek olur. Kayseri ilinde bir okul açılmış,
üçüncü yılına bile girmiş...
Ağabeysi,
Ali Nar’ ı ve iki yaş büyük Mehmet’i alıp bu okula kaydettirir.
İlk sene bakımsız bir evde kalırlar. Bütün işlerini kendileri yapmaktadırlar.
Dolayısıyla, ilk anda intibakta zorluk çekerler. Ama sene sonunda
başarılıdırlar. İkinci yıl yurt açılır ve oraya giderler. Daha sonra
da üstün başarı nedeniyle yurda parasız olarak alınırlar. Altı sene
sonunda anlaşmazlık yüzünden, Erzurum İmam-Hatip Okuluna intikal
eder ve oradan da üstün başarıyla mezun olurlar. Aynı yıl İstanbul’da
yatılı olarak dört yıl okur. Osmanlı ulemasından artakalan bazı
hocalardan feyz alır. Tıpkı Kayseri ve Erzurum da ki gibi. Ancak
Arapça’yı ciddi manada Kayseri’nin “Kavgacı Osman Efendi”diye tanıdığı
alinden aldığı gibi, Edebiyat zevkini de Mahir İz’den alır. Ömer
Hasuhi ve Ahmed Davudoğlu da feyz aldığı alimlerdendir. İstanbul’da
devrin, şair yazar ve ülemasını tanır. Ama üzerinde en büyük etkiyi
büyük şair Necip Fazıl’dan görür.
Kader
onu götürür, bu yüksek okulu bitirdiği gün, Necip Fazıl’la tren
yolculuğunda tanıştırır. Bu tanışma ve tanınma onun ufkunu değiştirir
ve edebiyata ağırlık vermesine neden olur.
1964
sonbaharında Diyarbakır İmam-Hatip okulunda öğretmenliğe başlıyan
Ali Nar, İstanbul ‘da başladığı ve dergilerde,gazetelerde neşrini
denediği şiir ve makalelerini oradaki “Yeni Şark Postası”adında
mahalli gazetede sürdürür. Orada şair Ömer Faruk Turgut da onu Sezai
Karakoç’la tanıştırır. Bu Ali Nar’ın yazı hayatındı yeni bir hareket
sağlar. Serbest şiir ve deneme türüne yönelir. Üslub’unda da Karakoç’un
etkisi başlar... (Tabii zamanla kendi üslubunu da bulacaktır.)
Üç
yıl kaldığı Diyarbakır’da; çeşitli edebi ve kültürel faaliyetler
sergileyen yazar, aynı zamanda İstanbul ve Ankara’da çıkan dergi
ve gazeteler gönderdiği çalışmalarıyla ismini duyurmaktadır(Orada
kültür çevrelerinde, “Güney Anadolunun Necip Fazıl’ı diye tanımlayanlar
oluyor)...Bu sırada, sol akımların çok rağbet gördüğü bölgede fikri
çatışmalarda hayli öne çıkan yazarı, yönetim Diyarbakır’dan uzaklaştırır.
O hengamede kazandığı imtihan sonucu, Yüksek İslam Enstitüsü’ne
tayin yapılacağına Afyon iline nefyedilir.
Oradan
askerliğe gider. İki yıl sonra da, Erzincan İmam-Hatip Lisesine
tayin edilir. Orada da dört yıl boyunca, dernekler kurar, organizeler
yapar. Ve bu sefer, kendi yazdığı piyesleri sahneye koyarak gençliği
eğitmeye çalışır. O kadar ki; Erzincan’da Kültür ve Edebiyatın münessili
olur. 1973 yılında İzmit (Kocaeli) İmam-Hatip Lisesine naklini yaptırırken;
Erzurum İlahiyat Fakültesinde Kelam Asistanlığını kazanmıştır, siyasi
nedenlerle tayin edilmemiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Felsefe bölümünde tez yapmak istemiş, imtihana almamışlardır. O
da yazı hayatını burada üç koldan hızlandırmıştır: Erzincan’da çıkardığı
“Erdem” okul gazetesin benzer, “Dönüş” gazetesini çıkarırken, İstanbul
basınında da sürekli yazmaya başlamış. Bir yandan da kitaplarını
neşre gayret etmiştir:”Fetih” ilk basılan kitabı (piyesi) ardından
“Koro” (Piyes) ve üçüncü olarak da;M.T.T.B (Mili Türk Talebe Birliği)nin
açtığı tiyatro yarşmasında birinci olan “Muhtar Kafası” piyesi basılmış
ve bütün Türkiye’de yüzden fazla yerde sahnelenmiştir.
1975’te
eğitim ve araştırma maksadıyla burslu olarak Irak’a gitmiş. Bu seyahatini;
Musul, Bağdat, Kerbela, Necef, Halep, Şam, Beyrut, Amman, Mekke,
Medine, Hayber, Cidee... olarak sürdümüş; görduklerini ve Hacc sırasında
tanıyıp dinledikleriyle, oraların banından derlediklerini; “Ortadoğu
Günlüğü” diye bir seyahatname veya günlük olarak yazıp neşretmiştir.
Bu kitapı ise, gezi sırasında derlediği kitaplardan, roman, hikaye,
şiir,tiyatro,dini eser...olarak çevirileri izlemiştir.
Necip
Giyrani’den Cakartalı Kız, Kuzey Kahramanlar, Kara Gölge, İlahi
Nur, Yahudinin Kanlı Böreği...yanında Ali Ahmet Balıkesir’den Cihada
Çağrı romanlarını Tevfik el-Hakim’den, Mahmud Müflih, Necip Mahfuz’dan
hikayeler çevirisi yaptı ve bu zevatı Türkiye’de meşhur etti. Velid
el-Azami, Ö. Baha’üddin el-Emiri, Nizar Kabbani...den şiirler çevirdi.
Mezhepsizlik
üstüne eleştirel eserlerle birlikte, akideye dair kitaplar ve Siyret’e
dair eserler yazdı,çevirdi...
Öğretmenliği
1977’de İstanbul’a nakledince bu kitapları neşrettirme imkanı buldu.
Milli
Gazete ve Yeni Devir’de yazdıklarıyla Türkiye çapında ismini kabul
etttirdi. 1980’den sonra necip Fazıl’ın, “Büyük Doğu’suna kadar
yazısını ulaştırdı. Pınar Mavera, Yeni Sanat, Sedir, Çınar dergilerinde
ve sağda çıkan her kültür dergisinde yazdı.(Tohum, Hilal, İslam,M.Gençlik,
Düşünce, Hakses bunlardandır.)
1976’lardan
itibaren, Cemaleddin Efgani mezhebindekilerin çıkardığı fitneye
karşı, A.Davudoğlu ve Necip Fazıl’ın temsil ettiği Ehl-i Sünnet
cephesinde yazdı ve Efganicileri ilzam etti. Bu arada Akide ile
ilgili yirmi kadar temel kitabı yayına hazırladı ve tek cilt halinde
çıkardı.
1986’larda
Dünya İslami Edebiyat Birliği ile ilgi kurdu ve Şeyh Nedvi’ yi tanıdı.
Kendisini İslam Aleminin ediplerine tanıttı. Ta 1975’ lerde tanıştığı
Dr. Muhammed Harp (Mısırlı,Türkiye’de doktorasını, Yavuz Selim’in
Mısır Seferi üstüne yapmıştır) ilgisini hep sürdürdü. Türkiye’ deki
Müslüman Şair ve edipleri tanıttı.
1989,1991,1994,1996’larda
İstanbul’ da Dünya İslami Edebiyat Konferanslarını tertipledi. Ve
1997’ de Dünya İslami Edebiyat Birliğinin Türkiye Şubesini kurdu...
1986’dan
itibaren “İslami Edebiyat” dergisini kurdu. 26 Sayı çıkan dergi,1994’te
kesintiye uğradı.
1990’da
resmi görevinden emekli olan Ali Nar kitap yazmaya ağırlık vermiş
ve var olanların yeni baskılarını yaptırmaya gayret etmiştir. Bu
güne kadar (1997 yaz mevsimi) 40 kitabı çıkmıştır. Ayrıca; “Hacc
Rehberi”, Resulullah’ın Hayat Şeması”, Müslümanlığın Gökkuşağı”
gibi üç çalışması da basılmıştır.
Bunlar
birer sahifelik levha olup;
-Hacc
özeti ve uygulama planı,
-Rasulullah’ın
Hayat kronolojisi,
-İsalmi
ilimlerdeki (itikadi, Ameli, ahlaki) tüm kavramların Gökkuşağı şeması
üzerinde 7x9=63 çizgi üzerinde tanzimi...
Kitapları:
Telif olanlar- Tercümeler. Bunlarıda Edebi olanlar, İlmi olanlar
diye dört sınıfta toplamak mükün.
Kitapların
hemen hepside Türkiye’de orijinal ve türünde (tek veya) ayrıcalığı,
özelliği olan eserlerdir. Mesela; Dr. Said Ramazan el-Buti’nin Fıkhussıyre’
si böyledir. Kendisinin; Kırk Hadisle Müslüman Kimliği de böyledir.
Yine türünde tektir veya ilktir.
|